Make your own free website on Tripod.com








Deli Yürek Efsanesi

Röportaj














Ana Sayfa | Deli Yürek Müzikleri | Miroglu'nun Silah Resimleri | Miroglu Resimleri | Dizi Replikleri | Kusçunun Sözleri | Haber | Sarki Sözleri ve Siirler | Deli Yürek Yasalari | Köse Yazilari | Röportaj





" BU MAFYA DEGiL, ÇAGDAS KÖROGLU "

Aydin Ulun - Kenan Imirzalioglu'yla Röportaj, Hürriyet - 07 Aralik 2001

Deliyürek filminin stari Kenan Imirzalioglu, filmin tanitimi için gittigi Almanya Berlin'de sorularimizi yanitladi.

Podyumdan televizyona, oradan da sinemaya geçtiniz. ‘‘Deliyürek’’le yepyeni bir kimlik kazandiniz. Eski ve yeni Kenan'i nasil degerlendiriyorsunuz?

Eski Kenan özüyle devam ediyor. Yeni Kenan sette, oyuncu dostlari arasinda baska bir egitimi, sinemaciligi doruklara tasima kaygisi tasiyor... Daha çok ögrenmek istiyor. Deli Yürek'in seti üç yil boyunca bana konservatuar egitimi verdi.

Deliyürek tiplemesinde yüzünüzdeki üç günlük sakal artik sizin vazgeçilmez parçaniz gibi... Kalici mi?

Arada bir kesiyorum ama sizlere denk gelmiyor. Örnegin bir keresinde Amerika'dayken kesmistim. Simdilik kesmeyi düsünmüyorum. Çünkü film henüz taze, bu imaj sürmeli diye düsünüyorum. Ayrica diziden sonra sakalim kestigimde film aksadi. Üç gün sakalimin uzamasi beklendi, set yatti. Arkadaslar epey dalga geçtiler bu bekleyen sakal yüzünden. Laf aramizda anladigim kadariyla üç günlük sakalli Kenan begeniliyor da!

Deliyürek filminde hep silahli bir imaj yarattiniz. Silahli ama ayni zamanda iyi yürekli bir kahraman. Hatta zaman zaman ‘iyi yürekli bir mafya tiplemesi’ne dogru gidiyorsunuz sanki.

Hayir hayir buna katilmiyorum. Mafya tiplemesi yok! Mafya degil ama çagdas bir Robin Hood'dan söz edebiliriz. Çagdas Köroglu diyebiliriz... Ama burada mafyaya yer yok.

Türkiye'de filminizin galasina ve ilginçtir buradaki, yani Berlin'deki galaya da sizi kutlamaya gelen insanlar arasinda MHP rozetli insanlarin çoklugu dikkat çekti. Bu bir tesadüf mü acaba, ne dersiniz?

Böyle bir seyi ilk sizden duyuyorum. Dogrusu benim dikkatimi bu kadar çekmemisti. Onlar bunlar ayirimi yüzünden bugün, bu krizleri yasiyoruz. Film iyi mi, kötü mü, ona bakmak lazim.

Yilmaz Güney'e benzetiliyorsunuz. Özellikle de Diyarbakir da... Ne dersiniz?

Haklisiniz. Diyarbakir'da Imirzalioğlu, Güney'le bütünlestirildi sanki. Yilmaz da güçsüzün yanindaydi. Bu anlamda benzetme dogaldir. Ama Miroglu'nu en çok sevdiren sey sanirim bu ülkenin içinden çikan, 21. yüzyili yasayan ve bizden biri olmasidir. Amerikan özentisi degil.

Ödüllerden söz ettiniz. Oscar dediniz, Altin Ayi, Cannes dediniz...

Dayanagim var; filmimize olan güvendir bu dayanak! Deliyürek'le bu ödüllere yakin oldugumuzu hissediyorum. Daha da çalisacagiz. Galatasaray'in Avrupa sampiyonu olacagini bundan üç bes yil evvel söyleseydiniz size gülerlerdi. Ama simdi görüyorsunuz.

Bu kadar kosturmaca içinde sevinçlerinizi de paylasacak bir kadin var mi?

Maalesef yok! Miroglu'nu Türk insaniyla bulusturdum ama ben gönlümdekiyle henüz böyle bulusmayi gerçeklestiremedim. Müstakbel sevgilimle bu bulusmayi çok da arzuluyorum, inanin! Ama ask kolay degil. Vakti gelmedi belki de!

Ama biraz önce Kanal D'nin ikinci Avrupa Güzeli olan ve simdi Berlin'de yerel bir televizyonda çalisan Hülya Karanlik ile yaptiginiz röportajin uzun sürmesi, derin bakislariniz, dikkatimizi çekti. Hatta Hülya hanimdan pozitif elektriklendim dediniz.

Evet bir elektriklenme oldugu dogru. Hülya hanim gerçekten son derece güzel bir kadin. Etkilenmemek mümkün degil. Ama bu anlik bir elektriklenme. Karsidan o kadar çok elektrik aldim ki, siz beni bu kadar konusturana bakin. Bu zaman zaman olabilen elektriklenme. Normal normal!

TELEViZYONDAN SiNEMAYA iLK DENEME

TV dizisiyle ayni kadroyla çekilen Deliyürek filmi gisede basari elde ederse, reytingi yüksek baska TV dizileri için de bir yol açilmis olacak. Osman Sinav'in yönettigi filmin basrollerini Kenan Imirzalioglu, Melda Bekcan'in oynadigi filmde ayrica Selçuk Yöntem, Oktay Kaynarca, Macit Sonkan, Zafer Ergin, Istar Gökseven, Haluk Kurtoglu, Bülent Kayabas, Emin Gürsoy, Zübeyir Sasmaz ve Zara rol aliyor. Kahramanimiz Yusuf Miroglu, nisanlisi Zeynep ile beraber asker arkadasinin dügünü için Diyarbakir'a gelir. Ancak Gaffar Okkan'in dostu olan arkadasi, dügün sirasinda bir suikaste kurban gider. Bu olayin üzerindeki süpheler Miroglu'nu Güneydogu'ya ait baska bir serüvenin içine dogru çeker.

DELiYÜREK'iN STARI
KENAN IMiRZALIOGLU

Kenan Imirzalioglu (27) 1996'da manken olarak podyuma çikmaya basladi, 1997’de Türkiye ve dünyada ‘‘En iyi model’’ seçilerek söhret yolunda ilk adimlarini atti. Ertesi yil, Osman Sinav'in televizyon için hazirladigi ‘‘Deliyürek’’ dizi filminde basrolü aldi ve o günden beridir, üç günlük sakali, kisik bakislariyla Yusuf Miroglu karakteriyle öyle bir bütünlesti ki, çogu insan ona Imirzalioglu degil, Miroglu demeye basladi

----------------------------------------------------------------------------------------------

" YÖNETMEN OLMAK ISTERDiM "
A.Tarik Serda - Ömer Lütfi Mete'yle Röportaj, Zaman - 20 Subat 2000

TRT tarafindan kendisinden istenilen Mehmet Akif Ersoy belgeseli için ilk defa senaristlige soyunan Ömer Lütfi Mete, bu çalismasiyla birlikte 1970'lerde gazetecilikle basladigi meslek hayatinin senaristlikle sonuçlanmasinda ilk adimi atmis oldu. Her ne kadar TRT'nin ilgisiz ve özensiz olarak belgesellestirdigi bu senaryo kendisinin bu isten sogumasina neden olsa da, arkasindan gelen diger tekliflerle birlikte gazetecilik geri plana düstü. Gazeteciligin yaninda çesitli dergilerde siir ve hikayeler yazan Mete, ilk eseri Balonya Tüneli'ni de 1978 yilinda yayinladi. Kaleme aldigi Çizme, 1991 yilinda Ismail Günes tarafindan filme çekildi ve bu eser kendisine Yazarlar Birligi En Iyi Senaryo Ödülü de kazandirdi. Televizyonlarda begeniyle izlenen Bizim Ev ve Deliyürek gibi dizilerin de senaristligini yapan Ömer Lütfi Mete ile çalismalarii, senaryolari ve bir senarist gözüyle Hizbullah'i konustuk...

1970'lerde basladiginiz gazetecilik hayatinizdan senaristlige geçis yapan bir insansiniz. Bu meslek size daha mi cazip geliyor?

Ben senaristim ama bunun yaninda hikaye, roman ve siir de yaziyorum. Uzun bir dönem gazetecilik de yaptim. Senaristlik bunlarin içinde sadece iyi gelir getirdigi için daha öne çikmistir. Ciddi anlamda gazetecilikte bulamadigimizi burada buldugum için senaristlik yapiyorum. Bu isi çok da sevdigim söylenemez. Hele dizi senaristligine kutsal bir is gözüyle, bir sanat gözüyle kesinlikle bakmiyorum. Ancak Deliyürek'te sinema tadi var. Onu yakaladik gibi. Ama her seye ragmen seyircinin haftalik tüketimini karsilamak durumunda bulunuyorsunuz. Her hafta bir seyi yetistirme sikintisi çekiyoruz. Seyircinin alistirildigi yapay gerilimi saglamak zorunda kaliyorsunuz. Dolayisiyla dogal bir öykü anlatmaktan uzaklasiyorsunuz. Ben buna sanat diyemiyorum.

300 MiLYON BÜTÇEYLE FiLM

TGRT tarafindan çekilen ve aralarinda senaryolarini sizin de yazdiginiz Köstekli Saat, Ahmet Bedevi, Veysel Karani gibi filmleri basarili buluyor musunuz?

TGRT'nin o dönemde yaptigi evliya filmleri içinde ikisi farklidir; Ahmet Bedevi ve Veysel Karani. Bana göre o tarzin içerisinde mümkün olabilecek en düzgün filmlerdir. Zaten daha iyi olmasini beklemek de mucize olurdu. Çünkü TGRT o filmler için 300 milyon lira bütçe ayirmisti. Zannedersem 1992 yillariydi. Biz kendilerine "Bu bütçeyle film yapilmaz. Çekmeyin! Bu insanlara düsman misiniz?" diye söyledik. Çok komik bütçelerle çekildi o filmler.

Veysel Karani'ye siz çok kötü bir çalisma olarak bakabilirsiniz. Sadece tarzi olarak söylemiyorum, kendi basina bile güzel bir sinema çalismasidir. O filmde gerçekten çok güzel planlar var. Tabii bu da filmin yönetmeni Ismail Günes'in basarisi. Bizim oraya katabilecegimiz sadece diyalogdan ibarettir. Kendi adima söylüyorum. Eger bir filmi iki-üç kez izledikten sonra, "Keske yapmasaydim" demiyorsa bu onun için iyi bir çalismadir. Ben bunu Ahmet Bedevi için de Veysel Karani için de söylemedim.

Ancak senaryosunu benim yazdigim Köstekli Saat için bunlari söyleyemem. Oyuncu kullanimi hatasi, filmin içerisine yerlestirilen bazi anlamsiz sahneler yüzünden basarili olmadi. Finaline de hiç anlami olmayan bir seks sahnesi konmustu. Neticede iyi bir film ortaya çikmadi.

Senaryolastirdiginiz öyküler içerisinde sinema filmlerinin aksine, diziler daha basarili oldu gibi. TGRT'de yayinlanan Bizim Ev, simdi seyretmekte oldugumuz Deli Yürek... Bunu neye bagliyorsunuz?

Bu isin ölçüsünü su sekilde koymaliyiz: Iyi bir senaryodan kötü bir film yapabilirsiniz; ama kötü bir senaryodan iyi bir film çikartmak çor zordur. Sadece senaryonun iyi olmasi, iyi bir film ortaya çikmasina yetmiyor. Ben, "Yazdigim bütün senaryolar çok iyidir. Bunlardan güzel filmler ortaya çikmiyorsa benim bir kabahatim yok." demiyorum. Bu çalismalarda yönetmenin, yapimcinin, oyuncularin, hatta televizyonun bile bir taksirati var. Ben sunu kesinlikle üzerime almam. Bir senaryo iyi degilse, bunun suçu senariste yüklenmemeli. Yönetmen, "Bundan güzel bir çalisma olmaz, ben bunu çekmiyorum!" demeli. Dolayisiyla iyi bir filmde, en önemli pay yönetmene ait oldugu gibi, kötü bir filmde de kabahatin çogunlugu yönetmenindir. Ayrica senaryo; hikaye, roman gibi degildir. Yalniz basina bir anlam ifade etmez. Ancak canlandirildigi zaman, film haline dönüstürüldügü zaman bir anlami olur. Dolayisiyla oyuncunun, yönetmenin, teknik ekibin ve pek çok kisinin katkisi gerekiyor.

TÜRKiYE'DE OYUNCULUK SORUNU VAR

Senaryolarini yazdiginiz filmlerin çekilme asamasinda sette bulundugunuz oluyor mu? Veya filmi çeken yönetmenlerin size danismasi gibi bir durum söz konusu mu?

Genelde bulunmamaya çalisiyorum. Zaten yönetmenlerin senaristlere danismasi SIk basvurulan bir yöntem degildir. Bazi yönetmenler sadece bu tür davranista bulunur. Mesela Ismail Günes çok danisir. Önceden senarist olan yönetmenler ise kesinlikle danismaz. Ben bugün elli yasindayim. Sunu söylemek istiyorum; on yas daha genç olsaydim yönetmenlige baslardim. Ancak simdi çok geç. Zaten vakit ayiracak zamanim da yok. Ciddi anlamda asistanlik yapmam lazim. Aradigim resmi, gerçek drama duygusunu kimseyle saglayamiyorum. Bunun da çesitli nedenleri var. Ayrica Türkiye'de ciddi anlamda bir oyunculuk sorunu oldugunu düsünüyorum.

'ALEM'i TANIYORUM

Deliyürek, televizyon dizileri içinde gerçekten belli bir kalite olusturdu. Film herkese Susurluk'u hatirlatmisti. Siz diziyi kaleme alirken, yine derin devlet düsüncesinden mi yola çiktiniz? Ayrica böyle bir düsüncede gazeteciliginizin de etkisi var mi?

Elbette gazeteciligimizin etkisi var. Gündemi, gelisen olaylari takip eden bir insanim. Ayrica bugün 'karanlik adam', 'yeralti dünyasi' diye tabir edilen dünyayi ve o dünyanin insanlarini taniyan bir kisiyim. Bu kisilerin nasil yasadiklarini, deger yargilarini, dünyaya nasil baktiklarini biliyorum. 'Alem' dedikleri bu dünya hakkinda bir bilgim var. Bu elbette çalismaya yansiyor. Ama Osman Sinav'in çikisi biraz daha farkliydi. O, çagdas bir Dadaloglu, Köroglu; bir hakli isyan bayragi çekip, haksizin karsisina dikilen, mazlum için kahramanca mücadele eden bir tipleme tasarladi. Deliyürek ismi de onundur. Biz ondan sonra bu tasariyi projeye dönüstürmeye çalistik. Bu bence çok zevkli bir is. Keske televizyondaki kaliplar olmasa, reyting kaygisi olmasa, belki çok iyi bir sinema filmi olabilirdi. Her hafta 45 dakikalik bir sinema filmi izlettirebilirdik. Ama televizyon dünyasinin sartlari bunun matematiksel bir çalisma olmasini gerektiriyor. Çok güzel bir düsünceydi Osman Sinav'in bu bulusu. Biz bu bulusa 'Susurluk' diye tanimladigimiz dekoru giydirdik.

ÜTOPiK BiR ÜLKEDE YASAMIYORUZ

Bu dekorda emniyet ayagi eksik kalmiyor mu?

Türkiye'de gerçekçi bir emniyet ayagi olusturmamiz mümkün degil. Çünkü sartlar buna müsaade etmiyor. Ütopik bir ülke tasarlasaydik ve burada düsündügümüz birtakim seyleri yapsaydik, o zaman rahat olmazdik. Çünkü bu sadece yalancilarin rahat olabilecegi bir alan.

Susurluk'ta oldugu gibi bugün de gündemi mesgul eden çok önemli bir olayla karsi karsiyayiz; Hizbullah... Özellikle sinemayla ilgilenen insanlar bundan çok iyi bir film ortaya çikabilecegini çesitli platformlarda dile getiriyorlar. Siz bir senarist olarak bu olayi kaleme alsaydiniz nasil bir tablo sunardiniz?

Açikçasi bu olayi ben de senaryolastirmak isterdim. Ancak bunu yaparken derin kökleriyle birlikte ele alirdim. Ben Hizbullah'in nasil dogdugu konusunda, belki çok da dogru olmasa bile bir fikre sahibim. Hizbullah örgütünün önce dogal bir cemaat gibi gelismeye basladigini, daha sonra ise biri komsumuz, digeri bir Avrupa ülkesi farkli gizli servislerinin bu ise baliklama atladigini düsünüyorum. Senaryolastirsaydim, böyle bir düsünceden yola çikardim. Yaniliyor da olabilirim. Ama 'sadece belli bir bölgede türeyen canavarlasmis insanlar' olarak senaryolastirmayi kesinlikle düsünmem.Örnegin; bu örgütten PKK'ya karsi devletin yararlandigini düsünüyorum. Bu olay bana da çok ters gelmiyor. Çünkü dünyada bütün devletler, böyle 'gizli-sakli' isler yaparlar. Gizli servisi olmayan devlet olmaz. Gizli servislerin de bütün isleri yasal olmaz. Buradaki meselemiz derin devletin böyle operasyonlar yapmasindan ziyade, bu operasyonlari yapan kisilerin 'özel' çikarlari için kirlenmesidir. Bunu ayirmamiz ve bununla savasmamiz gerekir diye düsünüyorum. Bunu söyledigim zaman, bazilari bundan Türkiye devletini karalamak gibi bir anlam çikartiyorlar. Hayir ben devletleri ne yüceltirim, ne de karalarim. Böyle bir endisem ve kaygim da yok.

----------------------------------------------------------------------------------------------

" ARKADASIMIN GAZINA GELDiM, MANKEN OLDUM "
Vehbi Dinçcan - Kenan Imirzalioglu'yla Röportaj, Aksam - 08/09 Temmuz 2000

'Miroglu ile ayni kisiler degiliz, Yusuf yüzyilda bir gelen kahraman. Efsanevi kahramanlarimiz vardir ya Köroglu gibi. Simdi de 21'inci yüzyilda Miroglu var. Onun gibi olmak çok zor, ama ailemden aldigim terbiye ve ahlak yapimin Miroglu ile benzesen bir tarafi var.'

Moda'nin eski Kadinlar Plaji olarak bilinen sirtindan Fenerbahçe Burnu'nu ve Kalamis'i seyrediyorum.

Yanimdaki genç yakisikli, karayagiz delikanliyla küçük bir sohbet ortami kurduk.

Elimle delikanlinin ensesine hani derler ya 'Koçum' gibilerinden dokunacagim. Bilegimi kavriyor.

'Aman abi... Canini yerim... Sakin kafami tutma...'

Sasiriyorum bir anda...

Bizim 'Deli Yürek' Yusuf Miroglu'nun en sinirlendigi seyi yapiyorum. Bilmeyerek tabii...

Etrafimiz kadinlar matinesi gibi!

Moda'nin sirtindaki, 'Bahçe Bahçe'de hanimefendiler aksam çayi muhabbetindeler.

Uzaktan göz gezdirmeler Kenan Imirzalioglu'na...

Yepyeni bir söhret Kenan...

1.90'a varan boy, 46 numara ayakkabi, bilegimi yakaladigindan biliyorum, kocaman eller...

Yigit görüntü, sert bir ifade, ama yumusak bir kalp...

Kim bu Kenan Imirzalioglu?

Nerden gelmis, nereye gidiyor?

Erkek erkege, biraz da hemsehri gibi, lafladik.

'Ben, Çiftçi Kenan'dim' diye girdi söze...

'Bugün Yusuf Miroglu'yum. Ama Kenan Imirzalioglu gibi yasiyorum özel hayatimda' diye ekledi.

Ufak bir gezinti yapiyoruz Imirzalioglu'nun hayatinda...:


Kenan Imirzalioglu kimdir?

Insanin kendisini anlatmasi zor tabii... Sevdiklerine ve etrafindaki insanlara sormak lazim. Kenan Imirzalioglu 1974'ün sicak bir yaz gününde Ankara'nin Bala ilçesinde dogdu. 18 Haziran dogumluyum. Ilkokul, orta ve liseyi orada okudum.

Best Model Of The World'da birinci olmasaydin ve hala dogdugun köyde yasiyor olsaydin ne yapiyor olacaktin?

Atiyorum okumuyor olacaktim, atiyorum bir bakkal çiragiydim belki de.

Bir çiftçi çocugu olarak dünyaya geldim, ortaokul ve liseyi Ankara merkezde okudum. Ailem köydeydi, ben teyzemin yaninda okudum. Ortaokulda çaliskan bir ögrenciydim, sonra lisede degistirdiler benim okulumu, bülug çagina denk geldi, ondan sonra dersler aksamaya basladi, liseyi bitirdikten sonra üniversite sinavina girdim, tabii o zaman haylazlik yaptigim için kazanamadim. Bir sene köyde kaldiktan sonra dershane için Istanbul'a geldim, üniversite sinavina girdim, Yildiz Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü'nü kazandim. Okulda okurken insanlar hep, 'Niye mankenlik yapmiyorsun, sen manken olmalisin' derlerdi, Murat Uncu diye bir arkadasim var, o 'Mutlaka mankenlik yapmalisin, Türkiye'nin en iyi mankeni olursun, tipin çok uygun' diyerek beni ciddi anlamda gaza getiriyordu, onun bende çok etkisi olmustur. 'Hadi gideyim bir ajansa' dedim, anlasma yaptim ve mankenlik yapmaya basladim, 95'te.

Sonra okul bu arada devam ediyor tabii. Esler dostlar bu arada yarismaya girmem konusunda beni yönlendirmeye basladilar, kafama girmeye çalisiyorlardi fakat ben kendimi hazir hissetmedigimi söylüyordum. Ve 1.5 sene bekledim yarismaya girmek için, Best Model Of Turkey'in elemeleri oldu, katildim ve 4000 kisi arasinda ilk 20 ye seçildim, sonra Türkiye finali oldu, orada birinci oldum, Best Model Of The World yapildi, oradada birinci oldum, ilk defa bir Türk erkegi olarak Best Model Of The World oldum.

Dizi çekmeye nasıl karar verdin?

Yarismadan iki ay sonra dizi teklifleri basladi. Gelen teklifler arasinda en çarpici olani yönetmen olarak da tercih ettigim Osman Sinav'in dizisi 'Deli Yürek'di. Onu kabul ettim çünkü karakterime de uygundu.

Digerlerinde yakisikli bir adam ariyorlardi. Ama Deli Yürek'te, Deli Yürek tipine oturacak o karakteri tasiyacak bir kisiyi ariyorlardi. Osman Sinav gerçek bir oyuncu ariyordu aslinda. Ona bunu bastan söyledim, 'Ben oyuncu degilim, nasil böyle bir seyi göze aliyorsunuz' dedigimde de bana 'Sana inaniyorum, sende o elektrik, o potansiyel var, yeter ki bu ise kelleni koy, git bir hafta düsün kararini ver' demisti. Sonra ben geldim ve 'Kellem sizindir, hemen baslayalim' dedim. 'Eger bu dizide oynarsam Yusuf karakterini ben mi oynayacagim?' dedim, 'Ben senin oynamani istiyorum' dedi. Diger projeleri geri çevirdim, dofru bir seçim yaptigimi da bugün görüyoruz herhalde.

Karakter olarak özel yasantinda Yusuf'la kendini ayni kefeye koyabiliyor musun?

Ayni kisiler asla degiliz, Yusuf bir kahraman zaten, yüzyilda bir gelen bir kahraman, bizim efsanevi anlatimlarimizda da vardir ya Köroglu gibi. Simdi de 21'inci yüzyilda Miroglu var. Onun gibi olmak çok zor, ama ailemden aldigim terbiye ve ahlak yapimin Miroglu ile benzesen bir tarafi var. Ama Miroglu, Best Model Of The World olmamis, mankenlik yapmamis, ben onu canlandiran bir oyuncuyum, o da Miroglu yani.

Özel yasantinda Miroglu karakteri çikiyor mu karsina, çünkü etkilenir insan?

Ciddi anlamda olmuyor, ben kendimi seven bir insanim, kendimle barisigim, nasil Miroglu'nun prensipleri varsa benim de var, o baska biri ben bambaska ama benzerlikler var tabii.

" IÇiMDEKi SANATÇIYI KESFETMEK ISTiYORUM "

Savas pilotu olmayi, F16 kullanmayi çok istedim. Ama ordunun stili bana uygun degildi. Hayatin programlanmis!

Bende biraz daha maceracilik agir basiyor, yani o kadar programlanmis bir hayati sevmiyorum

Sicak hava kendini iyice hissettiriyordu. 'Çaykolik' olan Kenan, ardi ardina demli çaylari içerken, laflamayi da sürdürdük.

Hayatinin incelikleri neydi Kenan'in... Bir iç geçirip basladi anlatmaya...

Miroglu ile nereye kadar gideceksin, bundan sonraki planlarin, hedeflerin nedir?

Dizi bittikten sonra yaz arasinda sinema çekmek istiyorum. Bu zaten benim oyunculugumun provasi, bir sinema filmi mutlaka çekecegim, bu dizi çekecegim sinema filminin bir provasi oyunculuk adina. Sadece kendi rolümü degil, diger arkadaslarimin rollerini de takip edip bir seyler kapmaya çalisiyorum. Osman Sinav da bu diziyi çok ciddiye aliyor ve çok ciddi anlamda çalisiyoruz, bazen 24 saat, 30 saat araliksiz çalistigimiz oluyor. Sinema mantigiyla çekiyor, ben de çok merakli ve istekliyim o konuda. Bu sinema projesini bekliyorum yani.

Dünya veya Türk Sinemasi'nda onun gibi olmak istiyorum dedigin bir isim var mi?

Jack Nicholson'i begeniyorum. Beni etkiliyor ama 'Jack Nicholson gibi olayim' diyemem, içimdeki Jack Nicholson'i nasil çikartirim mesele orada. Hiç bir mankeni de örnek almadim, kendi tarzimi çikartamazsam hiçbir konuda basarili olamam ki zaten.

Ailenden uzaktasin, senin için zor olmuyor mu?

Anne-babadan uzak olmaya alistim. Çünkü orta ve liseyi ayri okudugum için artik bir zorluk çekmiyorum uzakta. Ortaokulda çok zorlanmistim, çünkü ailemden dört gün bile ayri kalmamistim o yasa kadar. 13 yasindaki bir çocugun ailesini dört ay görememesi inanilmaz zor bir sey. O zorluklari atlattiktan sonra su anki durumum bana zor gelmiyor.

Babanla çiftçilik yaptin mi?

Tabii yaptim. Traktör kullanirdim, biçerdöverlerle falan o sicakta harmani kaldiriyorsun... Beraber tarlayi ektigimiz de oldu, ilaç yaptigimiz da oldu.

Gidiyor musun köye zaman zaman?

Köy benim negatif enerjimi aliyor, topraga baktigim zaman rahatliyorum.

Annen demiyor mu, 'Ne zaman evleniyorsun'?

Allahtan abimi evlendirdik, o ates biraz söndü tabii.

Evde ne gibi isler yapiyorsun?

Evde ise pek firsat kalmiyor. En fazla çay yaparim; çünkü çayi çok seviyorum. Her yerde içtigim çayi begenmiyorum, evde benim özel harmanim var, çayi inanilmaz seviyorum. En sevdigim içecek çay.

Müzik setimin tozunu alirim mesela, benim için özel bir sey, müzik dinlemeyi sevdigim kadar müzik setimi de çok severim, hatta eve gelip giden kisilere suna buna dokunmayin, gerisini ne yaparsaniz yapin diyorum.

Eve gelip giden kisiler olarak kimi kastediyorsun mesela?

Yani çocuklu olan akrabalari, yegenlerimi falan...

Gönlünde olan bir insan var mi?

Gönlümde olsa yanimda da olurdu.

Kendini özgür hissediyor musun?

Sanirim zaman zaman sunun korkusu oluyor, ya mesela bundan iki yil önce hayatta yapilabilecek her seyi yapabilirdim, bir balikçi da olabilirdim, pazarda limon da satabilirdim, midye de satabilirdim. Ama bundan sonra bunlar yok hayatimda. Belki iki sene önceki hayatimda da yapmayacaktim ama net olarak belli seyleri yapamazsin artik. Belli özgürlüklerim elimden alindi.

Hani çocuga sorarlar ya büyüyünce ne olacaksin diye, sen ne olmak isterdin?

Ben savas pilotu olmayi, F16 kullanmayi çok istedim. Ama ordunun stili bana hiç uygun degildi. Üç yil sonra tegmen olacaksin, ondan sonra dört yil sonra üstegmen olacaksin, alti yil geçtikten sonra albay olacaksin. Hayatin programlanmis! Bende biraz daha maceracilik agir basiyor.

Özel hayatini programlamadan mi yasiyorsun?

Hayir, hayatini sen degil, üsttekiler programliyor.

Sen buralara mankenlikten geldin, podyum camiasina nasil bakiyorsun?

Çok dogru. Mankenligi manken olanlar diye bir ayrimla degerlendirirsek, bir Deniz Pulas, bir Ebru Ürün'e bakmamiz lazim. Onlar ne kadar yanlis seyler yapmislardıi ki özel hayatlarinda. Ve bunlar bence ciddi anlamda mankenler. Kendilerine de saygi duyuyorlar, mesleklerine de saygi duyuyorlar. O yüzden saygin yapilan her meslek saygindir, mankenlige de saygi gösterirsen çok saygindir. Bu isi saygin yapanlar zaten aradan sivrilip siyriliyor, o manken diye tabir edilen bazi kisiler de baska isler yapan kisiler bunu herkes biliyor.

Mankenlige dönüsün olacak mi?

Mankenligi birakmadim ki dönüsüm olsun, özel isler olursa yine çikarim.

Sporla aran nasil?

Arada kendime biraz zaman ayirabiliyorsam basketbol oynamaktan büyük keyif aliyorum. Lisede basketbol oynuyordum. Boyum 1.85 olunca hemen biraktim basketbolu . Boyuma göre kiz yoktu. Simdi daha da uzunum. Oyuncu olarak degil ama izleyici olarak futbolu seviyorum. Galatasaray taraftariyim...

Müzikle aran nasil?

Türk Sanat Müzigi ve türküleri çok seviyorum. Yabanci müzikte de rock, blues ve cazi seviyorum.

Imirzalioglu soyadi nerden gelmis?

Mirza, 'bey' demek. Sehzade oglu demek. Mirzalioglu imia aslinda. Yani beyin oglu gibi. Daha sonra Anadolu'da hani 'Irecep' derler ya, onun gibi 'Imirzalioglu' olmus soyadimiz.

Sümbüller, kokusuyla ihlamur ve hanimeli eslik etti sohbetimize...

Aklimda bir soru kalmisti...

Zeynep Tokus'la yasadigi beraberliginden küçük bir dedikodu gelmisti kulagima...

'Deli Yürek', 'Yusuf Miroglu' veya 'Kenan Imirzalioglu' sert bir erkek miydi?..

Maço degil, kirici, sert veya kadin döven?

Söyle bir süzdü beni...

'Abi agzindaki baklayi çikarsana' dedi.

'Sen Zeynep'i dövmüssün.'

'Ben mi?' derken, yüzü hayretle gerilmisti.

'Evet dövdüm! Hem de agzini burnunu kirdim. Elimden bir ordu alamadi. Hemen ertesi gün de sette kamera karsisina çikti Zeynep! Hani ben döverim, ama iz birakmam. Yok böyle bir sey... Insanlar kendi söylediklerine inaniyorlar. Aklim almiyor, inanamiyorum'

Bir hayli üzüldü Kenan... Hafif sesle lanet okudu.

Ünlü olmanin zorluklarini bir kez daha anlamisti.

'Isimle ilgileniyorum' dedi. Dedikodular onu da bunaltmisti anlasilan...

Veda ederken;

'Amerika'dan bir sey ister misin?' dedi.

Seyahate Amerika'ya uçuyordu.

Dönüste yine 'Deli Yürek'e baslayacagini hatirlatti

----------------------------------------------------------------------------------------------

" OYUNCULARINA ÇALISAN YÖNETMEN "
Banu Tuna - Osman Sinav’la Röportaj, Hürriyet - 12 Aralik 1999

Osman Sinav, birçok diziye imzasini atmis usta bir yönetmen. "Deli Yürek" dizisiyle ikinci kez Altin Kelebek Ödülü’nü aldi.

En iyi yönetmen olmak nasil?

Güzel tabii. Insan emeginin bir yansimasini görüyor ve bu keyifli ve insani bir sey. Ödül almak herkesi keyiflendirir. Ama bundan önce yaptigin isin halktan sonuç almasi önemli.

Siz zaten ödüllü bir yönetmensiniz...

Bundan önce Altin Koza, Altin Portakal, Yazarlar Birligi ödülleri aldim. Geçen yil Sicak Saatler, Magazin Gazetecileri'nin ödülüne layik görüldü. ÇASOD'dan aldigim ödüller de var ama hepsinin sayisini su anda net hatirlamiyorum. Hepsi zaten yönetmen olarak benim aldigim ödüller degil, benim kadromun, oyuncularimin aldigi ödüller. Sunun altini çizmek isterim. Ben kendine degil, oyuncularina çalisan bir yönetmenim. Benim oyuncularim daha çok ödül alirlar. Ödülü olmayan çok az isim var. Süper Baba mesela Altin Kelebek aldi. Bu ikinci Altin Kelebek'im.

Oyuncular için çalismak bir yöntem mi?

Oyuncularima çalismam bilinçli bir tercih. Aslinda iki tip yönetmen vardir. Bunu televizyon ve sinema için de söyleyebiliriz. Böyle bir dil mümkündür. Oyuncularina ve isin rengine çalisan yönetmenler vardir. Anlattigim hikayeye ve onu aktaran kisilere çalisirim ben. Ben geri planda kalmayi tercih ederim. Bence hikaye yönetmenden de oyuncudan da önde gelir.

Ödüllü yönetmen, iyi yönetmen degil mi ?

Ödül alan yönetmen elbette iyidir, ama bazi seyler var ki, ülkemizde anlattiklari hikayeden daha önemli hale geliyor yönetmenler. Her yazida ünlü yönetmen diye baslayan tiratlar atiliyor.

Deli Yürek'in daha çok yolu var mi?

Nefesimiz yettigi kadar gider. Bastan sinirlari çizilmis bir dizi degil, ama doyma noktasi bellidir. Biz onu hissederiz ve o noktada keseriz. Bu reytinge, halktan gelen tepkilere baglidir. Deli Yürek devam edecek ama bir digerini de hayata geçirmek üzereyiz

----------------------------------------------------------------------------------------------

" TEPKiYi MAFYADAN BEKLiYORDUK "
Yalçin Çetinkaya - Osman Sinav’la Röportaj, Yeni Safak - 12 Mart 2000

"Deli Yürek" adli televizyon dizisinin yönetmeni Osman Sinav, devletin hem de adaletten sorumlu bir üst düzey yetkilisinin gösterdigi tepki karsisinda sasirmis durumda. "Böyle bir diziye mafyanin tepki göstermesi gerekirken devlet tepki gösterdi, olacak gibi degil" diyor.

Birbirine benzeyen, senaristlerin büyük bir ihtimalle el altindan birbirine aktararak yazdiklari senaryolarla ortaya çikan dizi filmlerden farkli bir dizi film çekiyorsunuz. Türkiye'nin yasanmakta olan gerçeklerine temas ettiginizi de söylüyorsunuz. Hangi cesaretle bu ise kalktiniz?

Ayrica bu isi gerçeklestirmek de çok zor. Dizi film sektöründe daha kolay çekilebilen, daha az masrafli filmlerle bu reytingi alabilirsiniz. Biraz komedi, biraz macera katabilir, halkin sevdigi kodlanmis hikayeleri isleyebilir, sizin söylediginiz gibi senaristlerin birbirine el altindan vererek adeta çogalttiklari senaryolardan birini çekebilirdiniz.

Akintiya kürek çeken bir dizi film adeta.

Dogru, böyle bir zorlugu basarmaya çalisiyor. "Deli Yürek", bir proje tabii ki. Simdiye kadar benzeri denenmemis, Türkiye'de bugün yasadiklarimizi konu edinen bir dizi. Ciddi bir is yapmayi, ülkemizin gündeminde olan seylere kendimizce bir bakis biçimi getirmeyi tasarladik. "Bir Zamanlar Amerika" adli film beni çok etkilemisti. SIKI bir hikayesi vardi ve Amerika'nin tarihini, kurulus asamasinda önem tasiyan faktörleri bu film sayesinde görmüstüm diyebilirim. Sinema dilinin böyle bir özelligi var. Türkiye, ciddi bir dönemeçten geçiyor. Ülkede her gün yeni bir degisim yasaniyor. Her zaman için göz önünde olan bir ülkede yasiyoruz. Galiba bu yüzden olsa gerek, ülkede çok büyük oyunlar oynaniyor. Saniyorum bunu dizinin bir yerinde islemistik. Türkiye, dünyadaki bütün ülkeler arasinda, belki de metrekare basina en fazla ajanin düstügü ülke.

Türkiye'nin fotografini açiklayan bir dizi oldugunu düsünüyorum. Bu fotografi yeterince hareketlendirdiginizi düsünüyor musunuz? Çünkü fotograf karesi donuk bir tek kareden ibaret ve karenin disinda kalan, göremedigimiz çok büyük bir Türkiye var...

Evet, bunu yapmaya çalisiyoruz. Dizinin yaslandigi yer, dediginiz gibi Türkiye'nin fotografi. Ama bu diziyle bütün yasananlari anlatabilmek de mümkün degil. Birtakim örnekleri çekip alarak ekrana tasiyor ve göremedigimiz yerlere de göndermeler yapiyoruz. Yasananlarin arkasina ulasmaya çalisiyoruz. Bir vitrin var, ama vitrinin arkasinda olup bitenler de var. Göremediklerimizi, gördüklerimizden yola çikarak anlamaya çalisiyoruz. Yasadiklarimizi iyi tesbit etmeye çalisiyoruz. Mesela Malki'nin katili oldugu söylenen Mehmet Sümbül, Hizbullah tarafindan öldürülmüs. Nesim Malki'nin katili, neden Hizbullah tarafindan öldürülüyor, ne ilgisi var? Bunun arkasini nasil okumamiz gerekiyor? Insanlarimiz buna uyandiklari zaman, daha demokratik, ayaklari yere basan ve seçimini dogru yapan bir topluluk olabilir.

Çektiginiz dizinin içerigine yönelik tepkiler var. Ülkenin Adalet Bakani, "Toplumda mafyaya egilimi yayginlastiriyor, yasaklanmali", demokrasiyi savunanlar ise "Olan biteni desifre ediyor, yayinlanmali" diyor.

Bakanin mantiginin ulastigi sonuç, söyledigi seyler önemsiz ve yanlis seyler degil. Çok dogru, özendirmemek lazim. Kim mafyayi özendirir, dizide mafyayi özendiren bir insan tipi var mi?

Herkes, mafyaya direnen ve onunla mücadele eden Yusuf Miroglu'na özeniyor tam tersine

Elbette öyle. Mafyaya direnen ve onunla savasan bir adam Miroglu. Sayin Bakan'in, tabii siradan seyirci gibi bakmasi beklenemez ama, birileri tarafindan galiba yanlis bilgilendirilmis.

Sayin Bakan, iyi bakmamis...

Bakmamis. Bakmasi herhalde mümkün degildi. Ama ona bilgi verenler sadece yanlis degil, eksik bilgi de vermisler. Elinde silah görünce, "Aa, bu mafya" demisler. Sayin Sami Selçuk da, "Bu tür diziler, Türkiye'de yasananlari anlatmaktadir" diyor. Bunu söyleyen insan, Yargitay Baskani. "Devlet, bu dizileri iyi izleyip mesaji anlamali, aksayan taraflarini ve sistemin islemeyen yerlerini görebilmeli" demeye getiriyor. Biz de bunun için yapiyoruz bu isi. Bir anlamda hukuk devleti olmaya davettir bu. Elestiri hakkimizi kullanip, hukuk devleti olmaya davet ediyoruz. Daha güvenilir ve daha iyi yasanabilir bir ortam istiyoruz. Son günlerde bir ilim adamini, bir profesörü isliyoruz. Karadeniz Mavi Akim Enerji Projesi'ne karsi çikiyor dizide. Her seye ragmen bu proje mesafe aliyor. Bu projeye karsi çiktigi için de öldürülüyor. Ve Adalet Bakanligi Komisyon Üyesi bir avukat, komisyon adina Miroglu'nu sorguluyor, daha sonra bu avukat amcasi öldürüldügünde yargiya basvuruyor ve çaresiz kaliyor. Adalet sisteminin çalismadigini görüyor ve Miroglu'na "Ne yapacagim, çete mi kurmam gerekiyor bunlarla savasmak için?" diye soruyor. Miroglu, "Hayir, hukuka inanmak zorundasin" diyor. Biz burada, Türkiye'de hukuk ortami olmali diyoruz. "Mafyaya özendiriyor, kapatin kardesim" diyemezsiniz bu devirde. Bu mantik, 1940'larda "Sef Dönemi"nde vardi. Artik 21. yüzyildayiz. Tamam, mantik olarak Sayin Bakan'in söyledikleri dogru. Mafyaya özendirilmesin. Ama magdur insanlar gidip yargiya basvurmali. Mafyadan imdat istememeli. Biz de bunu söylüyoruz. Bu arada sistem çalismiyor, bunu nasil gösterecegiz? Bu dizilerle gösterecegiz.

Aslinda mafyaya da bir mesaj yok degil : "Her zaman karsinizda sizinle savasacak bir deli yürek vardir"...

Elbette. Zaten biz de bunu söylemek istiyoruz. Dizide Yusuf Miroglu'nun bir mafya mensubu gibi algilanmasini önlemek için özel dialoglar hazirliyoruz. Mesela bir bölümde Transbank Arastirma Komisyonu diye bir komisyon, Miroglu'nu mafya babasi gibi algilayip sorguluyordu. "Hayir" diyordu Miroglu, "Ben mafya babasi falan degilim. Beni kirli isler çeviren eli kanli insanlarla karistirmayin. Bunu söylerseniz buradan kalkarim." Komisyon "Peki, kimin adina yapiyorsun bunlari?" diye soruyordu. "Inandigim ve dogru buldugum seyler adina, magdur insanlar adina" diye cevapliyordu Miroglu. Anlayamadigim bir sey var, burada diziye bir tepki gelecekse, mafyadan gelmeliydi, bu tepkiyi dogrusu mafyadan beklerdik. Fakat devletten geliyor. Olacak is degil.

Ben de simdi "Acaba derin devletin kuyruguna mi bastiniz?" diye soracaktim..

Onu çok net göremiyorum, öyle bir sey oldugunu sanmiyorum. Aslinda böyle bir seye ben inanamiyorum da. Ben Adalet Bakanligi'nin savcilarini görevlendirip diziyi sorusturmak için mesai harcatmasina hakikaten inanamiyorum. Ben öbür taraftan tepki beklerken, devletten tepki gelmesi ile tam bir hayal kirikligi yasar oldum. Bu dogruysa, Türkiye hakikaten iyi yönetilmiyor demektir.

Bir de su var: Ya devlet, mafyanin hislerine tercüman olmussa. Ya devlet, mafyanin "ricasi" üzerine böyle bir tavir sergilemisse? Devletle mafyanin arasinin hiç de kötü olmadigini görüyoruz bugünlerde çünkü. Masaallah, tam bir mafya cumhuriyetiyiz.

Aman aman, böyle bir seyi düsünmek bile istemem. Böyle bir sey varsa, bu çok daha aci bir sey hakikaten. Insaallah böyle degildir diye düsünüyorum büyük bir iyi niyetle. Biz netice itibariyle bugün medya vasitasiyla halkimiza zaten duyurulmakta olan olaylari konu alip, bunu dizi film tarzi ve diliyle aktariyoruz. Zaten gerek televizyon ve gerekse gazete haberlerinde izledigimiz gelismeleri, dramaturjik bir üslupla aktariyoruz. Aslinda bu da bir tür haberciliktir. Bu bir dizi filmdir alt tarafi.

Miroglu kimi temsil ediyor ?

Bizim için önemli olan kisiler veya kurumlar degil. Önemli olan, böyle seylere karsi toplumun uyanik olmasini ve gelismeleri dikkatlice izlemesini saglamak. Ve o zeminde nasil kirlenilmez ve temiz kalinir? Iste Yusuf Miroglu, bütün bu kirliliklere ragmen temiz kalmayş basarabilen, bizim geleneksel kültürümüzdeki halk kahramani tipini temsil ediyor. Halkimiz, adaletin yürümedigi zamanlarda bir moral deger, moral karakter ortaya çikarir. Bolubeyi'ne karsi Köroglu'nun çikmasi gibi. Miroglu da 2000 yilinin Köroglusu'dur bence. Bu kirlenmeye karsi bir karakter çikariyorsunuz ve onu temsil ediyor. Yani her seye ragmen kirlenmemeyi, dogru söylemeyi, nefsi müdafaa halinde asla silah kullanmamayi, maalesef birtakim kirliliklere bulasmis insanlara ragmen ayakta kalabilmeyi basarabilen bir halk kahramanidir Miroglu. Ben sabah kalktigimda bir de bakiyorum ki gündem degisivermis. "Baska bir Türkiye'ye uyandim" diyorum. Bir uyaniyorsunuz, Kislali öldürülmüs. O zaman söyle düsünüyorum: Acaba Türkiye'de hangi kapali kapinin arkasinda bizim duymamizin ve görmemizin istenmedigi ne kararlar aliniyor da biz o sirada Kislali'nin öldürülmesiyle veya olusturulan baska bir gündemle ugrasiyoruz? Ben sabah, dün geceden biraktigim ülkeme uyanmak istiyorum. Devletime güvenmek istiyorum. Bunun için de önce kendime güvenimin olmasi lazim. O zaman ne yapmaliyim ? Içimdeki Miroglu'nu uyandiracagim.

Aman bu içimizdeki Mirogullari'ni bir an önce uyandiralim, yoksa olan olacak...

Uyandiralim tabii. Bakin bugün her okulun, her sinifin, her sokagin, her mahallenin bir Miroglusu var. Genç kizlara sahip çikar, yalan söylemez, hepsinin agabeyidir, temizdir, dürüsttür, herkes onu sever. Gerektiginde yasadigi çevrenin üzerine kol kanat gerer.

Dizide çok önemli bir tip var. Silah var, mafya var, cesaret örnegi var, kiskançlik, ihanet hepsi var. Bir de dervidmedreb biri var, 'Kudçu'. Miroglu'nun zaman zaman gidip derdini anlattigi, kendisinden ögrendigi bir dervis.

Senarist arkadaslarla birlikte böyle bir tipi ortaya çikardik. Böyle bir ortamda, Kusçu gibi insanlara da ihtiyaç var. Tabii böyle bir senaryoyu olustururken basvurdugunuz en önemli kaynak, kendi geleneginiz ve kültürel geçmisiniz oluyor. Dizideki tipler, Türkiye'ye ait tipler. Türkiye'nin geleneginde göreneginde ne varsa, dizide hemen hemen onlar da var.

Evet, silah var, at var, avrat var. Gerçi at yerine 4x4 Jeep var. Gelenegin temel unsurlari sekil degistirmis olarak yine var.

Evet, at yerine 4x4 var. Söylediginiz gibi, gelenegimizin temel unsurlari, kismen de olsa, 21. yüzyilin esyaya verdigi biçimi almis olarak karsimiza çikiyor dizide. Belki izlenme oranini yükselten önemli unsurlardan biri de, bu geleneksel malzemenin elden geldigince kullaniliyor olmasidir.

Bu tür diziler, -Adalet Bakani'nin da söyledigi gibi- insanlari suça tesvik ediyor mu ?

Hayir. Dogru yapmazsaniz, dengeleri iyi kurmazsaniz tamam. Biz bir mafya filmi çekmiyoruz. Mafyayla savasan bir karakteri çekiyoruz. Ayrica mafya dizisi de çekebiliriz. Ama "Deli Yürek" dizisi insanimizi anlatiyor. Dizi içinde dengeler iyi kurulmazsa, dramaturji iyi bilinmezse, insanlara yanlis mesajlar verilirse, evet, insanlar suça tesvik edilebilir. Ama bizim dizimizde dengeler iyi kurulmus durumda.

Dizide benim dikkatimi çeken bir sey var. Aile içi iliskilerden, mahalle arasindaki komsuluk ve esnaf iliskilerinden en üst düzey iliskilere kadar bütün iliskileri kullaniyor ve bütün toplumsal katmanlarin arasinda geziniyor. Bu, bir dizi film için kolay degil.

Bu iyi bir yorum. Dediginiz dogru ve bunu yapabilmek gerçekten kolay degil. Bu anlamda dizinin dramaturjisini kurmak çok zor. Toplumun bütün katmanlarini dolasmak, diziyi zenginlestiriyor. Tek mekanda, küçük bir mahallede komsular arasinda geçen hos hayati anlatan bir dizi de yapabilirdiniz ve bunu yapmak çok daha kolay.

" DELi YÜREK'LERE IHTiYACIMIZ VAR "

Dizi neden bu kadar çok sevilerek izleniyor sizce?

Dizinin bu kadar tutulmasinin ve reyting almasinin sebebi, galiba Türkiye'de olan bitenleri izah etmeye çalisiyor olmasinda yatiyor. Geçenlerde bir arkadasim taksiye biniyor, taksiciyle sohbet ediyorlar. Yine devlet baglantili çok önemli bir olay olmus, gazetenin mansetinde bu olay anlatiliyor. Arkadas taksiciyi konusturmak için "Bu ülkenin hali ne olacak, nedir bu hal ve gidis?" diye soruyor. Taksicinin cevabi söyle: "Abi, sen Deli Yürek dizisini seyretmiyorsun galiba. Bak o diziyi seyret, ülkenin nereye gittigini de anlarsin". Bir gün berbere gittim. Berber tanidik, "Abi Deli Yürek nasil gidiyor?" diye sordu. Çiragina baktim, sasirdi kaldi. Berber çiragina "Bak bu agabey Deli Yürek dizisinin yönetmeni" diyerek beni tanitti. Diziyle ilgili konusmaya basladik çocukla. "Abi, bizim Sanayi Mahallesi'nde gece yollar karanlik olur, gece giderken korkuyordum, ama simdi korkmuyorum abi. 'Bak, Miroglu korkuyor mu!' diyorum kendi kendime, korkmuyorum abi" dedi. Bu hos bir sey. Genç bir çocuk, dizinin kahramaniyla özdeslesmis. Bu kahraman, korkunun üzerine giden biri. Korkak insanlarla ne yapabiliriz ki. Korkak insanlarla bir yere varamaz bu ülke.

Deli Yürek'lere ihtiyacimiz var...

Hem de her zamankinden daha fazla. Konusan, dogru söylemekten korkmayan insanlar lazim. Koluna kelepçe vuruldugunda bile, iskence görecegini bilse bile korkmadan dogru söyleyebilen insanlara ihtiyacimiz var. Sizin de söylediginiz gibi, "Deli Yürek"lere ihtiyacimiz var. Bana göre her insanin içinde bir Miroglu var zaten. Ama onu çikaramaz disariya. Biz o insanimizin içindeki o Miroglu'nun disari çikarilabilmesi için katkida bulunuyoruz. Korkmayacak, yalan söylemeyecek, mafyaya, derin devlete, hiçbir seye boyun egmeyecek, "Haktan, adaletten ayrilmam, asla emir almam kardesim" diyecek. Bu adamdam kime ne zarar gelir ki? Evet, buna özendiriyoruz. Bu insana ihtiyacimiz yok mu? Bir taraftan herkesin içindeki Miroglu'nun uyandirmaya çalisiyoruz, bir taraftan da ülkeye çalisanlarin aslinda neyi nasil yaptiklarini desifre ediyoruz, onu okumayi ögretiyoruz. Miroglu iste bunu yapiyor.

----------------------------------------------------------------------------------------------

" TEMKiNLi YAKISIKLI "
... - Kenan Imirzalioglu'yla Röportaj, Hürriyet - 09 Temmuz 1999

Biraz Kadir Inanir, biraz Yilmaz Güney ama en fazla kendisi: Kenan Imirzalioglu

‘‘Deli Yürek’’ dizisi hepimizin yüregini aylardir hoplatti durdu. Kimimiz bol aksiyonlu senaryosuna, kimimiz ise dünya yakisiklisi Kenan Imirzalioglu'nun bebek yüzüne kapilip izledi ‘‘Deli Yürek’’i. Peki yeni ilahimiz, yeni yakisiklimiz Kenan ne yer ne içerdi? Nerelere giderdi, hayati nasil geçiyordu, gelecek için neler düsünüyordu bu biliniyor muydu? Son olarak dizi arkadasi Zeynep Tokus ile beraber oldugu söyleniyordu da gerçek miydi? Bazilarinin yeni Kadir Inanir dedigi yeni ilahimiz Kenan Imirzalioglu bugünlerde acayip popüler. Sokakta ona selam vermeyen, sarilip öpmeyen yok. Eh bize de genç kizlarimiza bir rehber hazirlamak düserdi tabii...

Nedir bu Zeynep Tokus ile iliskiniz?

Ben bu konuya girmek istemiyorum.

Neden?

Çünkü ne desen aleyhine donuyor. Gecen gün ‘‘Zeynep, Kenan'i Duygu'dan kapti’’ diye bir haber çikti. Sanki ben ortada maymun, karaktersiz, kisiliksiz, kim nereye çekerse oraya gidiyorum. Beraber oldugum insani söylesem, baska biriyle fotografimi çekip ihanet etti diye yazarlar. O yüzden en iyisi söylememek.

Gününüz nasil geçiyor?

Dizi varken belli degildi. Bazen aksam 5'te, 7'de kalkip 24 saat çalistigim oluyor.

Alistiniz mi?

Zor bir sey... Geceleri çalisiliyor. Insanlar ise giderken sen uyumaya gidiyorsun. Abimle beraber oturuyorum, ama onu bes gün boyunca hiç görmedigim oldu. Özel hayat yok. Benim gördügüm, bu isi istiyorsan bütün bunlari göze almalisin. Yemek yok, uyku yok.. Ama yine de bir yerden o gücü buluyorsun.

Nereden?

Bir esrari, keyfi var. Hayatta yasayamadigimizi orada yasiyoruz. Ask, öldürme.

Ben rol yapmiyorum, yasiyorum.

Orada da inis çikislar var.

Ve bizim dizi çok hareketli bir dizi... Halk basit seylere alismis. Bu çok karisik. Beklemek gerekiyor. Sonra patliyor. Wagner dinlemek gibi bir sey. Insanin alismasi lazim.

Oyunculuk sardi galiba?

Evet, oyunculugu çok sevdim. Baska teklifler de geliyor. Sinemadan geldi. Ama düsünmüyorum. Acele etmek bana kaybettirir, diye düsünüyorum. Sabirli ve temkinli olmak gerek.

Oyuncu olmayi düsünüyor muydunuz?

Hayir. Dizi isini hiç düsünmüyordum. Kapilar açilmisti yarismadan sonra. Ardindan Osman Sinav'la tanistik. Dizi projesini anlatmaya basladı. ‘‘Assolist var mi’’, dedim. ‘‘Yok’’ dedi, anlatmayi sürdürdü. Neden oyuncu olmadigim halde beni seçtigini sordum. ‘‘Sende potansiyel var’’ dedi. Ben de ‘‘Kellem senindir’’ dedim.

DiZiLER KAZANDIRDI

Iyi para kazandiniz mi?

Dizi daha çok getiriyor. Mankenlikte sürekli gelir yok. Dizide düzenli. Daha çok para teklif edildi, ama ben bunu seçtim. Fena degil.

Hayranlar çok mu? Taciz durumlari oluyor mu?

Seviyorlar, sagolsunlar. Ben çok utaniyorum bu sorulara cevap verirken.

Nasil ulasiyorlar size?

Mektup, telefon. Bu yüzden çok numara degistiriyorum. Trafikte dururken gelip sariliyorlar. Yediden yetmise herkes seviyor. Bazen bir köye gidiyoruz oradaki bir teyze ‘‘Kurban olurum sana yigidim’’ diyor. Kemanciya gidiyorum, metal dinleyenler gelip konusuyor. Dizi genis bir kitleye hitap ediyor. Yusuf ezilmeyen bir karakter. Mert, dürüst, namuslu.. Bu özellikler Türklerde var, ama ekonomik durumdan dolayi çikamiyor.

Yeni Kadir Inanir oldugunuz söyleniyor?

Onun yeri ayri benim yerim ayri. Yilmaz Güney'e benzetenler de oluyor. Benim oynadigim çagdas Dadaloglu ya da Köroğgu. Kimsenin yerini alacagim diye bir hedefim yok. Kendim yer açmak istiyorum. Kimsenin yerine oturmak istemiyorum.

GEÇMiSi UNUTMADI

Ünlü oldugunuz bu üç yilda sizde degisiklik var mi?

Insanin kendisi için bunu söylemesi ne kadar dogrudur ki? Eski arkadaslarla görüsüyorum, yeni dostlar, yeni mekanlar eklendi ama eskileri unutmadim.

Aile kurmak istiyor musunuz?

Maddi manevi hazir oldugum zaman aile kuracagim. Hazir olmak lazim.

Insan nasil hazirlanir?

Hissetmek.... Düzenli hayat isteyince, eve gelince karini görmek, çocuklarinin sesini duymak isteyince, hazirsindir.

NEREDE NE YAPAR, NE SEVER?

Çay içmek için Ortaköy'e, kahvalti için ise Hisar Kahvesi'ne gider. Bostanci'da (adini vermek istemiyor) bir yer var, salas, orayi seviyor. En çok Haci Abdullah Lokantasi’nda yemek yemeyi seviyor.

Yemek olarak et olsun da ne olursa olsun. Osmanli mutfagi. Kebap, et sote. Kavurma. Bir etobur yani.

Geceleri rock barlara, fasil çalan yerlere gidiyor. Çiçek Pasaji. Nevizade Sokak.

Tatil için sakin yerleri tercih ediyor. Assos gibi. Kafasini dinlemek ve kitap okumak istiyor tatilde. Her yaz kendi köyü Bala'ya gidiyor. Son gittiginde basbakan gibi karsilandi.

En son Ahmet Altan'in ‘‘Gece Yarisi Sarkilari’’ni okumus. Çok sevmis. Orada gecen bir asktan çok etkilenmis. Roma'da bir adami idam edecekler. Fakat karnina biçagi kendisinin saplamasini istiyorlar. Karisi, adamin elinden aliyor biçagi ve kendi karnina sapliyor. ‘‘Bak’’ diyor, ‘‘acimiyor. Sen de yapabilirsin’’ Ne diyor Kenan böyle bir ask için? ‘‘Dogru demiyorum ama çok etkileyici.’’

O böyle bir ask yasiyor mu? Onun yerine Yusuf yasiyor ya... Kenan’in bir dünyasi var, kalin duvarli, herkesi o dünyaya almiyor. Kadinin azmetmesi ve o duvarlari asmasi lazim. Bu da bir güven meselesi tabii.

Yakisikliligiyla hiç övünmüyor. ‘‘Ben sadece sansliyim. Yakisiklilik Allah’in isi. Yaptigim isle övünürüm. ‘Deli Yürek'te oynadigim için kendi kendime ‘‘Aferin lan, iyi yaptin’’ diyorum.’’

Su anda 25 yasinda, Yildiz Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü’nde uzatmali olarak okuyor. Israrla mezun olmak istiyor, basaracak mi merakla bekleniyor.

Golf 1.8 marka arabasini kullanmaya bayiliyor.

En büyük derdi 46 numara ayaklarina ayakkabi bulmak. Dükkana giriyor ve soruyor ‘‘En büyük numara kaç?’’ Bazen 45 numaralari da olur belki diye denemeye kalkiyor, ayakkabici klasik cevabini veriyor: ‘‘Abi istersen zorlama!’’

----------------------------------------------------------------------------------------------































Türkiye' nin En Büyük Deli Yürek Sitesi ==>deliyurekefsanesi.tripod.com<==

deli.yurek.efsanesi@hotmail.com